Erişilebilirlik

11 Mart 2005: Maskadov Suikastine Yorumlar Devam Ediyor


Washington Post, baş makalelerinden birinde Çeçen bağımsızlık hareketinin liderlerinden Aslan Maskadov’un öldürülmesini ele alıyor. Gazete, onun ölümüyle Rusya’nın Çeçenistan’da artık daha genç, daha radikal ve daha şiddet yanlısı eylemcilerle karşı karşıya kaldığı görüşünde. Maskadov’un Moskova’ya defalarca görüşme çağrısında bulunduğunu ve her seferinde reddedildiğini hatırlatan gazete, Çeçen liderin ölümüyle Çeçenistan savaşına diplomatik çözüm ihtimalinin de büyük ölçüde ortadan kalktığını savunuyor.

"Kremlin, Maskadov’un terörizmi kınamasına rağmen onu bir terörist olarak tanımlamakta ve görüşmeye yanaşmamakta ısrar etti. Şimdi aynı mantıkla bir teröristin cesedi diyerek, Makhadov’u gömülmesi için ailesine vermeyi reddediyor. Yani Çeçenistan’daki vahşet devam ediyor. Öte yandan Amerika da, Çeçenistan konusunda, görüşmeler yoluyla bir çözüm bulunmasını tercih ettiğini söylemek ama pratikte hiçbir şey yapmama tutumu sürdürüyor. Ama “görüşmeler yoluyla çözüm bulunması” ihtimali fiilen ortadan kalktığına göre,Washington belki artık yeni bir söylem geliştirir."

Boston Globe ise Maskadov’un nasıl öldüğüne ilişkin çelişkili açıklamalar geldiğine dikkat çekiyor ancak bundan sonrası için Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in nasıl bir tavır izleyeceğinin önemli olduğunu vurguluyor. Gazete, Rusya’nın Çeçenistan’da Afganistan savaşında verdiğinden daha fazla kayıp verdiğini belirtiyor ve Putin’in izlediği politikayı eleştiriyor.

"Putin’in yakın çevresi dışındaki Rusların bir çoğu, Maskadov’un Moskova ile çatışmaya siyasi bir çözüm bulunması konusunda ciddi olduğuna ve uluslararası desteğe sahip bir anlaşmaya varılması halinde Çeçen halkına bunu kabul ettirecek güçte olduğuna inanıyordu. Şimdi Maskadov’un ölümüyle birlikte sorulması gereken asıl soru şudur: Putin, Çeçenistan savaşını Stalinist bir refleksle düşünmeden mi sürdürüyor yoksa, Çeçenistan savaşını tüm iktidarı Kremlin’de toplamanın bir gerekçesi olarak kullanmak amacıyla mı uzatmak istiyor?"

Christian Science Monitor, imparatorlukların güç kaybetmeye başlaması sürecini ele alıyor. Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, İngiltere’nin üzerinde güneş batmayan imparatorluk gerçeğinin artık ortadan kalktığını uzun süre kabullenemediğini hatırlatıyor. Gazete, iki eski imparatorluk olan Rusya ve Sırbistan’ın da imparatorlukları çökmesine rağmen bunu kabullenmekte hala zorlandıkları yorumunda bulunuyor.

"İster küçük olsun, ister büyük imparatorluklar için toprak kaybetmek zordur. Rusya ve Sırbistan hala büyük devlet hayalini sürdürüyor. Ama Moskova artık Batıdaki eski nüfuz alanını Avrupa Birliği’ne; Slavların doğum yeri olan Ukrayna’yı portakal devrimine; güneydeki Gürcistan’ı ise Gül devrimine kaptırdı. Belgrad’ta ise, Kosova’daki Arnavut çoğunluğun bağımsızlık talebine boyun eğilirse, “eski Yugoslavya’dan Sırbistan’a ne kalacak” sorusu soruluyor. Ancak zaman tanınırsa ve teşvik edilirse, eski Yugoslavya’nın tamamının Avrupa Birliği imparatorluğunun bir parçası olarak yeni bir kimlik bulacağını düşünmek çok zor değil. Rusya’nın böyle bir seçeneği yok. Ama Rusya da, bölgesel bir barış ve refah merkezi olabilir."

New York Times, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un Irak, Afganistan ve Guantanamo’daki tutuklulara yapılan muamele ile ilgili olarak Amiral Albert Church’e yaptırdığı soruşturmayı eleştiriyor. Gazete, hazırlanan raporda hiçbir üst düzey yetkilinin kötü muameleden sorumlu tutulmamasını Bush yönetiminin işkence ve kötü muameleyi aklama girişi olarak değerlendiriyor.

"Beyaz Saray’ın yasaların çiğnenmesi konusunda bir şeyler yapacağına dair fazla umudumuz yok. Çünkü Bush, cezaevi politikalarından sorumlu yetkililerin bir çoğunu ödüllendirdi. Bunlardan biri de şu anda Adalet Bakanı. Ancak yine de tek çözüm Bush’un Amerikan Barosunun tavsiyesine uyarak bağımsız ve partiler üstü bir komisyonu bu işle görevlendirmesidir."

XS
SM
MD
LG