Erişilebilirlik

25 Şubat 2005: Bush'un Avrupa Ziyareti Değerlendiriliyor


Boston Globe, Başkan Bush ve Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in nükleer tesis ve malzemelerin korunması konusunda işbirliği kararı almasını olumlu bir gelişme olarak yorumluyor. Ancak gazete, Putin’in Rusya’da iktidarı kendi tekeline alma girişimi ve Ukrayna ile Gürcistan gibi ülkelerde egemenlik kurma çabasının Rus-Amerikan ilişkilerini gölgelediği görüşüne yer veriyor:

"İki liderin kapalı kapılar ardında ne konuştuğu, en azından bir süre sır olarak kalabilir. Ancak Bush, Putin’e, Rusya’da refah ve güvenlik için Çeçenistan savaşına siyasi bir çözüm bulması, Gürcistan’daki Rus askeri üslerini kaldırması, Ukrayna’daki siyasi gelişmelere müdahale etmekten vazgeçmesi, Rusya’da dürüst ve bağımsız bir yargı sistemi oluşturması ve üçüncü kez devlet başkanı seçilmek amacıyla Rusya anayasasında değişikliğe gitmekten kaçınması gerektiğini söylemiş olmalıdır. Eğer demokratik kulübün tam üyesi olmak istiyorsa, Putin’in bunları yapması şarttır."

USA Today ise, Amerika’nın Putin’e özgürlük ve demokrasi için baskı yaparken, Rusya gibi önemli bir müttefiki dışlamaması gerektiğini savunuyor. Amerika’nın terörle savaşta Putin’e ihtiyacı olduğunu vurgulayan gazete, Rusya’nın artık bir süper güç olmasa da, hala göz ardı edilemeyecek bir güce sahip olduğunu hatırlatıyor:

"Amerika, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerde istikrarın bozulmaması için diktatörleri destekliyor. Bush, Rusya konusunda da öncelikli olarak Amerika’nın güvenliğini düşünmelidir. Yapılabilecek tek makul tercih, Putin’e demokratik reformlar için baskı yaparken kendini dışlanmış hissetmemesini sağlayacak ölçüde işbirliğini sürdürmektir.. Putin’in demokratik söylemlerine gelince, söylediklerinden çok yaptıklarını dikkate almak gerekecek."

Christian Science Monitor ise Irak’ta seçim sonrasındaki iktidar pazarlıklarını inceliyor. Gazete bu pazarlıklar sırasında koltuk paylaşımının yanı sıra, Irak’ın geleceğini şekillendirecek ideoloji ve değerlerin de gündeme geldiğini belirtiyor. Makalede, seçimden birinci parti olarak çıkan Birleşik Irak İttifakı’nın başbakanlık için İbrahim el Caferi’yi önerdiği hatırlatılıyor ancak geçici başbakan İyad Allavi’nin de Caferi’ye karşı laik kesimlerin desteğini almaya çalıştığı kaydediliyor:

"Oyların sadece yüzde 14’ünü alan Allavi’nin, mecliste başbakanlık için gerekli üçte iki çoğunluğu sağlaması zor görünüyor. Bunun için Caferi’nin yanındaki laik güçleri kendi yanına çekmesi, küçük partilerin ve seçimde ikinci olan Kürtlerin desteğini alması gerekiyor. Kürtler ise, kendi özerkliklerini mümkün olduğunca korumak istiyor ve esas olarak federalizm konusuna odaklanıyor. Dinin rolü, federalizm, Amerika ve İran gibi diğer ülkelerin etkisi, Sünni azınlığın konumu... Iraklıların böylesine önemli konularla uğraşmasını görmek ilham verici bir olay. Öyle görünüyor ki, henüz ellerine kalemi almamış olsalar bile, Iraklılar kendi anayasalarını yazmaya başladı bile."

Los Angeles Times, düşünce kuruluşu olan Amerikan Enterprise Enstitüsü’nün başkan yardımcısı Danielle Pletka’nın Suriye’nin Lübnan’dan çıkarılmasını savunan bir makalesine yer veriyor. Eski başbakan Refik Hariri’nin öldürülmesinden muhtemelen Şam hükümetinin sorumlu olduğunu vurgulayan Pletka, esas olarak Suriye’de rejim değişikliğinin hedeflenmesi gerektiğini savunuyor:

"Amerika, Fransa ve Birleşmiş Milletler açısından Lübnan’ın özgürleşmesi nihai hedef olmamalıdır. Suriye’nin kendisi de, yoksulluk, yolsuzluk ve ölümle özdeşleşen Esat diktatörlüğünden kurtarılmalıdır. Amerika, geçmişte Suriye ile hem bu ülkede hem de Lübnan’da çatışmaktan kaçındı. Ama bu kez, askeri güçle değil, yeniden güç kazanan Lübnan muhalefeti ile bir kez daha denemenin zamanı geldi. Başarısızlık mevcut durumdan daha kötü bir sonuç doğurmaz ama, sadece teröre ve diktatörlüğe darbe vurmakla kalmayıp bir Arap halkını da özgürleştirecek olan zaferin etkisi çok büyük olacaktır."

XS
SM
MD
LG