Erişilebilirlik

9 Şubat 2005: Kerkük ve Musul Tartışması Devam Ediyor


New York Times’da “Kerkük konusunda yaklaşan çatışma” başlıklı bir makale dikkat çekiyor. Sandra Mackey adlı yazarın imzasını taşıyan makalede, Irak petrollerinin % 40’ının Kerkük’te bulunduğu belirtiliyor. Irak’ın işgali sonrasında Kürtlerin kente Kürt ailelerini getirdiğini belirten yazar, kentteki Türkmenlerle Kürtler arasındaki gerginliğin Türkiye’yi de müdahaleye zorlayabileceği, bunun da Amerika’nın Irak’ta istikrar sağlama çabalarına zarar verebileceği görüşüne yer veriyor.

"Irak’a askeri müdahalede bulunmak Türkiye açısından bir risk. Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamak için daha yeni tarih alan Ankara, ihtiyatlı davranacaktır. Ancak buna rağmen Türkiye, kendi sınırlarında muhtemelen petrol zengini bir Kürt siyasi varlığının oluşumunu önlemek için riske girmeyi göze alabilir. Avrupa da, Türkiye’nin Irak’tan uzak tutulmasındansa, Irak Kürtlerini Irak sınırları içinde tutarak Basra körfezindeki ve petrol pazarındaki istikrarın sağlanmasını daha önemli görebilir."

New York Post yazarı Ralph Peters ise, Irak’taki bir başka önemli kentteki, Musul’daki gelişmeleri mercek altına alıyor. Sünni direnişçilerin Musul’u kaleleri haline getirmeye çalıştığını belirten yazar bu kentteki çatışmayı kazanan tarafın Irak’ı da kazanacağı görüşünü savunuyor. Kerkük’ten “Kürt şehri” diye bahseden yazar, Musul olmadan Sünni üçgeninin ekonomik açıdan kendine yeterli bir bölge olamayacağını vurguluyor.

"Musul, Kuzey Irak’ın en önemli bölgesi. Kürtlerin ekonomik yaşamını besleyen ve Türkiye’den gelip Zaho’dan geçen en önemli sınır yolunu kontrol ediyor. Sünniler, zengin petrol kaynaklarına sahip Kerkük’ü en azından şimdilik kaybettiklerinin farkındalar. Ama Musul’u ele geçirmek, Sünnilere, Kerkük petrolünün taşındığı boru hatlarının denetimini de ele geçirme fırsatı verecek. Düşmanlarımız, Musul’u yeni bir Mogadişu veya Beyrut yapmayı amaçlıyor. Bizim ise, Musul’un yeni bir Felluce olmasını önlememiz gerekiyor. Ama şans onlardan değil bizden yana. Yine de Musul’da daha fazla kan dökülmesine hazır olun. Düşmanlarımız eğer Musul’u kaybederse, Irak’ı da kaybedecekler."

Gündemin bir başka önemli konusu da İsrail ile Filistin arasında sağlanan ateşkes. Washington Post, İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın Mısır’da açıkladığı ateşkesi, Camp David görüşmelerinin başarısızlığından bu yana sağlanan en önemli ilerleme olarak değerlendiriyor. Gazete, ateşkes ilanıyla Filistin’de Yasır Arafat sonrasında kaos veya iç savaş yaşanabileceği yönündeki öngörülerin de tutmadığını belirtiyor.

"Önümüzdeki aylarda hem Abbas’ı hem de Şaron’u aşırı uçlarla zor ve belki de kanlı çatışmalar bekliyor. Her ikisinin de bir anlaşmaya varılmasını önleyecek amaçları var. Şaron’un Batı Şeria’nın büyük bir kısmını İsrail denetiminde tutma düşüncesi; ve Abbas’ın Filistinli mültecilerin İsrail’e dönüşünde ısrar etmesi buna örnek gösterilebilir. Bir ateşkes sadece bir ateşkestir. Ama Abbas’ın da dediği gibi, bu ateşkes Filistinliler ve İsrailliler için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir."

Christian Science Monitor ise Washington’daki Uluslararası Gazeteciler Merkezi başkanı David Anable’ın basın özgürlüğüyle ilgili bir makalesine yer veriyor. Anable, Başkan Bush’un demokrasiyi yayma planı açısından diğer ülkelerdeki basın özgürlüğünün desteklenmesinin büyük önem taşıdığını savunuyor ve Gürcistan ile Ukrayna’yı örnek gösteriyor. Yazar, bu nedenle Amerikan dış yardımlarında basın özgürlüğünün desteklenmesine önem verilmesi gerektiğini vurguluyor.

"Bu, iktidarı ele geçirmeye yönelik bir komplo değil, iktidarın uygun ve barışçıl bir biçimde el değiştirebilmesine imkan tanıyacak sürecin bir parçası olmalıdır. Hem söz konusu ülkelerin vatandaşlarının hem de Amerika’nın çıkarları açısından desteklenmesi gereken düşük maliyetli bir yöntemdir."

XS
SM
MD
LG